BİR DESTANDIR ÇANAKKALE







Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

  Bir destandır Çanakkale. Tüm imkânsızlıkların içinde kahramanca savaşan yiğitlerin, mermilere göğüslerini siper ettikleri yerdir. Bir metrekareye altı bin merminin düştüğü, başkası olsa arkasına bile bakmadan kaçacağı yerdir. Havada çarpışan mermilere rağmen Allah-u Ekber nidaları eşliğinde korkusuzca savaşan mehmetçiğin, destan yazdığı yerdir. Ölürsem şehit, kalırsam gazi diyen iman dolu yüreklerin mücadele ettiği, kendilerinden önceki taburun hepsinin şehit düştüğünü bile bile, bir kez bile geri adım atmayı düşünmeden kanlarının son damlasına kadar savaştıkları yerdir. Toprağı; yüzleri pak, kalpleri iman ışığıyla nurlanmış şehitlerin kanıyla sulanmış yerdir.

  Çanakkale topraklarının şahitlik ettiği destanı en güzel biçimde açıklayan dizeler ise İstiklal Marşı'mızın altıncı kıtasında geçmektedir:

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

  Türk milletinin yok olmama mücadelesidir bu. Henüz Trablusgarp ve Balkan Savaşı'nın yaraları sarılamamışken içine sürüklendiğimiz Birinci Dünya Savaşı'yla Osmanlı, topraklarının büyük bir çoğunluğunu kaybetmiş, elimizdeki son toprak olan Anadolu ise işgal edilmekteydi. Hain devletler aralarında anlaşıp Türk boğazlarını ele geçirmek istediklerinde ise unuttukları bir şey vardı, bu millet gerekirse kanının son damlasına kadar savaşırdı. Mermilerin havada uçuştuğu savaş alanına öleceklerini bilerek gider, analarından helallik isterlerdi. Ocaklarına ateş, gözlerine yaş düşerdi anaların fakat kimse vatan için elinden geleni yapmaktan çekinmezdi. Cehennem gibi olan savaş alanına korkusuzca yürür, şehit olmayı şeref bilirdi mehmetçik. Bazı günler bir kuru ekmek bile olmadan, hatta ayaklarında çizme bile olmadan günlerce bağımsızlık savaşı verildi. Yokluk içinde yeniden var oldu Türk milleti, Çanakkale geçilmez dedirtti.

  Gökler ölüm diye yazdı ve toprak ölüleri içine sığdıramaz oldu Çanakkale'de. Yaşlısından gencine herkes cephelere savaşmaya gitti. Hatta öyle ki o sene okullar mezun veremedi çünkü bütün öğrencileri şehitlikle şereflenmişti. O sene okulların mezun verememesi hakkında Mustafa Kemal Atatürk şöyle söylemiştir:

"Biz Çanakkale'de bir dar-ül fünun (üniversite) gömdük."

  Üniversitede eli kalem tutan binlerce gencin eli silah tuttu. Mustafa Kemal Atatürk, Cevat Paşa, Yarbay Selahattin Adil Bey gibi bu zaferin kazanılmasında büyük rol oynayan komutanların önderliğinde bu topraklara düşman çizmesi bastırılmadı. Çanakkale'nin geçilmesine izin verilmedi. Öyle bir imanla doluydu ki kalpleri, "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!" denmesiyle kahramanca ileri adım atacak kadar korkusuzlardı. Zira şehitlik en güzel makamlardandı. Allah Bakara suresi 154. ayette buyurdu ki; "Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz."

  Mehmetçik bu savaşın ortasında, yüreklerindeki iman ve merhametle düşmana insanlık dersi vermiştir. Bir düşman subayı anlatıyor:

  "Mayına çarpmıştık, gemimiz batıyordu. Artık hiçbir şey yapılamazdı. Yüzerek kurtulmaktan başka çare yoktu. Sahil yakındı. Fakat sağ bacağımdan yaralanmış olduğumu ve müthiş bir ızdırap verdiğini hissetmeye başlamıştım. Buna rağmen sahile doğru yüzmeye çalıştım. Karaya ayak atmak üzere iken pantolonum kan içindeydi. Halsiz ve bitkindim. Tam o esnada tüfeğine süngü takmış bir Türk askerinin bana doğru koşarak geldiğini gördüm. Güçlükle yüzerek sahile çıkmış, kurtulmuştum ama bana doğru gelen askerin süngüsünden nasıl kurtulacaktım? Bu süngüden kurtulamayacağımı ve birazdan göğsüme saplanan süngünün sırtımdan çıkacağını peşinen kabul ettim. Gözümü yumdum ve akıbetimi beklemeye başladım.

  Türk askeri yanıma yaklaştı. Yere diz çöktü. Cebinden çıkardığı sargı beziyle yaramı sardı. Sonra da sırtından kaputunu çıkardı, titreyen ıslak vücuduma sardı. Üzerimize yağan mermi yağmuruna hiç aldırış etmeden koluma girdi. Yavaş yavaş geriye doğru yürüdük. Türk siperlerine gelmiştik. Beni orada da çok iyi karşıladılar."

  İşte mehmetçiğin vicdanı düşman askerini böylesine şaşkına çevirmişti.

  18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi'nin kazanılmasında büyük rol oynayan komutanların isimlerini anmadan geçmek olmaz. İtilaf donanmasının ilk hedefi boğaz girişini tutan tabyalardı. Çanakkale Boğazı üstünden İstanbul'a geçmek isteyen hainlerin karşısında Türk topçuları pes etmiyordu. Düşman ordusu her açıdan donanımlıyken bizim askeri teçhizatlarımız yetersiz kalıyordu. Ancak Türk ordusu düşmanı durdurmakta kararlıydı. 19 Şubat 1915'te başlayıp 18 Mart 1915'e kadar süren otuzdan fazla saldırıyı bastırdı Türk ordusu.

  Deniz zaferinin kazanılmasında önemli rol oynayan Cevat Paşa'nın emriyle elde kalan son yirmi altı mayın boğaza döşendi. Düşman gemileri bu mayınlara takıldı ve Çanakkale'nin geçilmez olduğu ispatlandı. Tarihin seyri değişti ve Cevat Paşa 18 Mart kahramanı olarak tarihe geçti.

  Cevat Paşa'nın yanında bulunan ve deniz zaferinin kazanılmasında büyük katkıları olan Selahattin Adil Bey ise şu ifadeleri kullanmıştır:

  "Çanakkale Savaşları, az zamanda yetiştirilen, gerek Balkan Savaşı'nda uğradığı yenilginin verdiği acıdan gelen ve bir kat daha artan duygusal vatanseverlik, gerek durumun memleketin geleceği için doğuracağı tehlikeli ve belki yurdun parçalanmasını gerektirecek haller, bütün ordu mensuplarının en yüksek fedakarlığı yapmasına sebep olmuş, en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün millet birbirine rekabet edercesine görevini yapmaya azmetmiştir. Bu düşünce ile ordumuzun en muvazzaf ve yedek sınıfları bu uğurda hayatlarını feda etmeyi seve seve kabul etmişler, millet en seçkin ve yetişmiş evlatlarını Çanakkale siperlerinde bırakmış ve başarımızı sağlamıştır. "

  Kazanılan kesin Türk zaferinden sonra yine Selahattin Adil Bey, "Hepimiz bu günün zaferinden dolayı kumandanımızı usule göre tebrik ediyorduk. Gerçek düşünülecek olursa bu ve bunun gibi başarılar, kişilerin rolleri ne olursa olsun, katılanların müşterek eseridir. Bunda en büyük pay, şüphesiz en ağır ve en tehlikeli durumlar karşısında kutsal vatan için hayata veda edinceye kadar büyük bir sükûn ve tevazu içinde görevlerini yapmaya çalışmış olan şehitlere aittir."

Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;

Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

  Biz ki vatanı korkusuzca koruyan, bunun yanında da içlerinden merhamet ve imanını eksik etmeyen ecdadın torunlarıyız. Tarihin yazdığı bu destan, asla unutulmaması gereken hürriyet mücadelesidir. Atalarımızın bu vatanı korumak için canlarından geçtiği topraklarda yaşamayı da öğrenmeli bu millet. Çünkü vatan sevgisi, uğruna ölmek kadar, uğruna yaşamayı da gerektirir. Bu ecdad okullarını bırakıp cepheye savaşmaya gittiyse gelecek nesiller okuyabilsin diyedir. Kendi canlarını feda ettilerse ay yıldız hürce dalgalansın, asilce dalgalanan bayrağın asil milleti yaşasın diyedir. Bu yüzden tarihten ders çıkarmalı ve hepimiz kendini vatanı için yetiştiren bireyler olmalıyız.

  Mehmetçiğin; kahramanlık, cesaret ve imanla yazdığı destanın şahididir Çanakkale. Mübarek kanlarla sulanmış topraklara sahiptir. Nesillerce anlatılacak olan, verilen kayıplardan içleri sızlatan ama bir o kadar da gururlandıran bir zafer, bir destandır Çanakkale!

Tüm şehit ve gazilerimizi sonsuz saygı ve minnetle anıyoruz.




 

Yorumlar

Popüler Yayınlar