MASKELER VE GERÇEK YÜZLER

 

   "Kimim ben?" diye sordunuz mu hiç kendinize? Veya hiç, "Kendini bir cümleyle tanımlayacak olsan ne söylerdin?" sorusuyla karşılaştınız mı? Bu soruya verdiğimiz cevaplar hep insanların bizim hakkımızda söyledikleridir. "Annem benim hakkımda şöyle der.", "Arkadaşlarım benim hakkımda şöyle düşünür." gibi örnekler vererek cevaplarız bu soruyu. Hayatımız boyunca sürekli bir yerlere koşturup duruyoruz. İçimizde bir yerlere yetişme telaşı hiç bitmiyor. Hayat koşturmacasının içinde adımlarımızı yavaşlatıp, biraz soluklanarak düşündük mü hiç; "Acaba ben gerçekte kimim?" diye. Toplumun bize dayattığı roller, insanların bizim hakkımızdaki düşünceleri... Her şey bir tarafa. Bir kadın; anne rolüyle değil, eş rolüyle değil, birilerinin arkadaşı olarak değil, dönüp kalp aynasındaki yansımasına baktığında ne görüyor mesela? Bu hepimiz için geçerli. Bir öğrenci, bir anne, bir baba, bir eş, bir arkadaş, bir kardeş rolünde olmadan kimiz biz? O kadar kendimizi tanımaya vaktimiz olmamış ki, toplumun bizim için yazdığı rolleri hemen kabul etmişiz. Bir oyuncu gibi, kabul ettiğimiz rollere bürünüp yaşıyoruz hayatımızı.

   Her insana karşı farklı biriyizdir aslında. Kimi çok soğuk biri olduğumuzu, kimi çok eğlenceli, kimi çok cana yakın, kimi duygusal, kimi çok sinirli veya alıngan bir kişiliğimiz olduğunu söyler bize. Hayatımıza kısa bir anlığına girmiş bile olsa herkesin bizim hakkımızda hemen hemen bir fikri vardır. Bizim de aynı şekilde. Her anına, her duygusuna tanık olamadığınız bir insanı tam anlamıyla tanıyamazsınız. Mesela toplu taşımalarda birini gördünüz, telefonla konuşuyor ve sinirli olduğu için sesini yükseltiyor. Siz o kişinin sadece o anına denk geldiğiniz için o kişi aklınızda sinirli biri olarak kaldı. Oysa belki de çok nadir sinirlenen biriydi. En yakınımız bile olsa bizi tam anlamıyla tanıyamaz bu yüzden. Çünkü dile getirdiklerimizin on katını yaşıyoruz içimizde. Her zaman insanların görmediği bir benlik taşıyoruz.

    Şöyle düşünün: Hepimizin başının etrafında dönüp duran sayısız, görünmez maskeler var. Bir gün market alışverişi yapmak için dışarı çıktınız, alışverişinizi yaptıktan sonra kasaya yöneldiniz. Karşınızdaki kasiyer oldukça güleç ve nazik bir insan. O size gülümseyince siz de ona minik bir tebessümle karşılık veriyorsunuz. Hatta marketten ayrılmadan önce kasiyere "İyi günler." diyorsunuz. O an yüzünüze nezaket maskesini takmayı seçtiniz. Ama ya tam tersi olsaydı? Kasiyer, suratı sirke satan, çatık kaşlı, sinirli biri olsaydı? Bu sefer yine de ona gülümseyip "İyi günler." der miydiniz yoksa onun taktığı maskenin aynısını mı takmayı tercih ederdiniz? Ya da size gülümseyen kasiyere karşı yüzünüz asık bir biçimde durabilirdiniz. Böyle bir seçeneğiniz de mevcuttu. Ve yine aynı şekilde kasiyerin size gülümsemesine rağmen siz asık suratlı durduğunuzda, kasiyer ya gülümsemeye devam edecek ya da sizin tavrınıza ayak uyduran bir maske takacaktı yüzüne.

    Yakın olmadığımız insanlara karşı maskelerimizi daha çabuk ve daha kolay şekilde değiştirebiliyoruz. Tanıdığımız ama samimi olmadığımız kişilere karşı maskemizi çok sık değiştirmeyiz belki. Ancak samimi olduklarımız? İşte onlara karşı, sevdiklerimize, güvendiklerimize karşı düşürürüz maskelerimizi. Onların yanında kalbimizin ışığı aydınlatır gerçek yüzümüzü, kendimizi gizlemeye gerek kalmaz. Gün boyu belirli maskelerin ardına sığınsak da günün sonunda kalp aynası geçer önümüze, maskelerin ardındakini gösterir bize.

   İnsanoğlunun çıkarları için kendi önüne ördüğü duvarlardır maskeler, kalbin aynası ise gerçek yüzlerin ışığını yansıtıp duvarları yıkacak kadar güçlüdür.

   Maskelerin ardına gizlenmeden, güven basamakları üzerine kurulu ilişkileriniz ve yanınızda her daim kalbinizi açmaktan çekinmeyeceğiniz insanlar olması dileğiyle...

Sevgiyle kalın.




Yorumlar

Popüler Yayınlar