ZULMÜN ADI: ASİMİLASYON
ZULMÜN ADI: ASİMİLASYON
SESİMİZİ ÇIKARMAK İÇİN NEYİ BEKLİYORUZ?
"Bir ülkedir uzakta
Yaralıdır tuzakta
Uzağında kalsak da
Gönlümüzde orası var."
Çoğumuz, atalarımızın mesken tuttuğu topraklarda yaşanan zulmü, hiçbir ülkenin yardım eli uzatmadığı, yapılan zulme karşı protestoların bile yapılmadığı ülkede yaşananları bilmiyor, Uygur Türkü olan, sırf dilini, kimliğini, töresini, örfünü, adetini, dinini unutmak istemediği için zulüm gören kardeşlerimizin yardım çığlıklarına kulaklarımızı tıkıyoruz. Yoksa onlar milli ve manevi değerlerini kaybetmemek için savaş verirken, biz burada hiçbir baskının altında değilken tarihimizi mi unuttuk?
Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi: "Tarihini bilmeyen milletler, yok olmaya mahkûmdur!"
Şimdi gelin, Doğu Türkistan'daki zulmün nasıl başladığına dair tarihi bir yolculuk yapalım.
Doğu Türkistan, atalarımızın en eski yerleşim yerlerinden biri. Milattan önce 220'de Türk boyları bir araya gelerek Asya Hun Devleti'ni kurdular. Asya Hun Devleti'nin komşusu olan Çin, korkusundan Çin Seddi'ni yaptıkları Türklerin güçlenmesinden epey rahatsızlık duyuyordu. Savaşarak değil arkadan iş çevirerek, oyunlar kurarak Türkleri içten çökertmekti amaçları. Çeşitli entrikalarla yeri geldi Türk boylarını birbirine düşürdüler. Taht kavgaları sonucu Asya Hun Devleti önce Doğu ve Batı olarak ikiye bölündü. Batı Hun Devleti yıkıldı. Doğu Hun devleti ise ilerleyen dönemlerde Güney ve Kuzey olarak tekrar ikiye ayrıldı. Güney Hun devleti Çin hakimiyeti altına girdi. Kuzey Hun ise bölgedeki diğer kavimlerin baskısına dayanamayarak Moğolistan'ı boşaltmak zorunda kaldı.
Asya ve Avrupa Hun Devletleri'nin yıkılmasından sonra 552 yılında Göktürk Devleti kuruldu. Ancak yine taht kavgaları sonucu devlet Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Doğu Göktürk Devleti yıkılırken, Batı Göktürk Devleti Çin'e bağlı birçok beyliğe ayrıldı.
Çinliler çeşitli entrikalarla Türkleri kendi yanına çekmeye çalıştı. Ancak asıl amaçları, günümüzde Doğu Türkistan'a yaptıkları gibi Türkleri asimile etmeye çalışmak, onları Çinlileştirerek bölgedeki tek gücün Çin olmasını sağlamaktı.
Doğu Göktürk Devleti'ni hakimiyeti altına aldıklarında Türklere Çince konuşmaya, Çin elbiseleri giymeye ve Çin adetlerini kabul etmeleri için baskı yapmaya başladılar. Ancak İşbara Kağan, Çin İmparatoruna gönderdiği mektupta şunları söyledi:
"Size bağlı kalacak, haraç verecek, kıymetli atlar hediye edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem, halkıma Çinli elbisesi giydiremem, adetlerinizi, kanunlarınızı alamam. Bu konuda bütün milletim, çarpan tek bir yürektir."
Tarih boyunca Türkler, geleneklerine, örflerine, adetlerine ve törelerine sadık kalmış, özlerini unutmamış, asimile olmamışlardır. Ancak Türklerin ezeli düşmanı Çin, günümüzde bile bunu yapmaya hâlâ kararlı. Doğu Türkistan'ın kimlik mücadelesi, ta kurulan ilk Türk devletlerinin Çinlilerle verdikleri mücadelelere dayanır.
Çin'in baskılarına rağmen asimile olmayan Türkler, Çin baskısı ve zulmüne dayanamayarak Kutluk Kağan önderliğinde ayaklanır. Ve İkinci Göktürk (Kutluk) Devleti kurulur. Bilge Kağan Çin tehlikesinin farkındaydı. Onların sinsiliğini, kurduğu tuzakları tüm Türk halkına duyurmak için Orhun Kitabelerini yaptırdı. Orhun Kitabelerinde Çinlilerle ilgili bir kısım şöyle:
"Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgeli insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok, Türk milleti; öldün! Türk milleti; öleceksin!"
İşte Bilge Kağan, Türkleri Çin entrikalarına karşı böyle uyarmıştı.
Devletin en parlak dönemini yaşatan Bilge Kağan, Çin'den gelen bir zehirle öldürüldü. Bunun üzerine yine Türkler arasında taht mücadelesi başladı. Devlet giderek zayıflıyordu. Bu taht mücadelesinin sonunda Uygurlar başa geçti ve Uygur Kağanlığı kuruldu.
O dönem Çin'in isyancılarla başı dertteydi. İsyancılara karşı bizden yardım istemiş, bize vergi ödemeye başlamıştı. Uygur Devleti ise oldukça güçlenmişti.
Talas Savaşı (751)
Çin Orta Asya hakimiyeti için Batıya ilerlemek ister. Batıda bulunan Abbasi Devleti ise İslamiyeti Orta Asya'ya yaymak. Çin, Abbasilere karşı Karluk Türkleriyle birlikte savaşa girer. Her şey Çin'in lehineyken, Türkler yıllardır onları asimile etmek isteyen, çeşitli oyunlarla taht kavgalarına sebep olan, Kağanlarını öldürenden intikam almak duygusuyla saf değiştirir. Abbasilerle birlikte savaşırlar ve bu savaş Çin'in yenilgisiyle son bulur.
***
MS 761
Bögü Kağan, Türk töresine uygun olmayarak, yapılan Çin akınları sonrası şehirleri yağmalatmış, Budist tapınaklarını yakıp yıkmıştı. Türk törelerine göre savaşla alınan bir şehir yağmalanabilirdi ancak hangi dine ait olursa olsun tapınaklar yıkılmazdı. Bu Çin seferinden sonra Kağan onu Maniheizmle tanıştıran rahiplerle karşılaştı ve o dönemden beri Uygur Kağanlığının resmi dini Maniheizm oldu. Böylece Uygurlar ilk kez din değiştiren Türk devleti olarak tarihe geçti.
MS 840
Kırgızlar Uygur hakimiyetini reddederek bir ayaklanma başlattı ve bunun sonucunda Uygur devleti yıkılarak ikiye ayrıldı. Sarı Uygur Devleti ve Doğu Türkistan'da devletler kuruldu. Sarı Uygurlar günümüzde Batı Çin'de varlıklarını sürdürmeye devam ederler.
MS 1210
Uygurların kurduğu devletler Moğol istilasına uğradı ancak Moğollar asimile oldu. Cengiz Han'ın ölümünden sonra Türkleşmiş bir Moğol Devleti olan Çağatay Hanlığı kuruldu.
MS 1514
Uygur Devleti yıkıldıktan sonra, Kaşgar ve çevresinde Karahanlılar ardından da Moğollar ve Timurlular dönemi başladı. 1514 yılında ise Doğu Türkistan bölgesinde Saidiye Hanlığı kuruldu.
***
Hocalar Devri
Doğu Türkistan'da İslamiyet'in yayılmaya başlamasıyla bölgeye Peygamber Efendimizin soyundan geldiğini iddia eden "hocalar" gelmeye başlamış ve halkı etraflarında toplamaya çalışmışlardır. Hanlar, hocaların nüfuzundan faydalanmayı, hocalar ise kendilerine meşruiyet kazanmayı gözetmişlerdir. Böylece dini ve siyasi güçler birleştirilmiştir.
Ancak zaman içinde hocalar Abdürreşid Han'ın kontrolünden çıktılar. Han, bu güçlü dini faaliyete karşı kaba güçle baş edilemeyeceğini fark etti. Dini otoriteler zamanla siyasi otoritelere dönüştü. İktidarın başına geçen hocaların arasında rekabet başladı. Farklı tarikat kollarına ayrılan hocaların iktidar mücadelesi Çin ile ittifak yapacak kadar ileri gitti. Bu iç çekişmeler devletin durumunu da oldukça olumsuz etkilemiştir. Doğu Türkistan bu olaylar neticesinde gücünü kaybetmiş ve gittikçe zayıflamıştır. Bunu fırsat bilen Çin ise 1759 yılında Doğu Türkistan'a saldırmıştır. Ve bunun sonucunda Doğu Türkistan uzun yıllar boyu sürecek bir esaretin içine düşmüştür. 1864 yılına kadar Doğu Türkistan, bölge halkı tarafından çıkarılan 42 isyana rağmen işgal altında kaldı. 500 binden fazla Uygur Türkü katledildi.
İngilizlerin Çin'i işgal ettiği dönemde Çin zayıflar. Ancak Rusya, Doğu Türkistan'ı işgal ederek yayılma politikası izler. 1853 yılında Rusya'nın 26 gün süren kuşatmasına komutan Yakup Bey karşı koyar. 1866 yılında ise komutan Yakup Bey Doğu Türkistan'ı kendi idaresi altında tutarak Kaşgar Hanlığı'nı kurar.
Yakup Bey, dönemin Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz'den yardım ister. Sultan Abdülaziz, Doğu Türkistan'a çok sayıda askeri teçhizat göndermiştir. Askeri eğitim için ise Albay Kazım Bey komutasındaki askerler Kaşgar Hanlığı'na gönderilmiştir.
Yıl 1875.
Çin, yeraltı kaynakları ve enerji bakımından zengin olan Doğu Türkistan'dan hâlâ vazgeçmemiş, yeniden gücünü toparladığında Doğu Türkistan'a saldırmıştır. Osmanlı Devleti o dönem Ruslarla savaşıyordu. Bu yüzden Doğu Türkistan'a yardım edemedi. Ve Kaşgar Devleti yıkılarak Doğu Türkistan, yine Çin tarafından işgal altındaydı.
Çin bundan böyle Doğu Türkistan'a yeni toprak anlamına gelen Sincan adını verdi.
12 Kasım 1933
Halkın ayaklanmaları sonucu bağımsız Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruldu. Ancak Çin ve Rusya'nın kızıl ordu birliklerine yenilerek 3 ay gibi kısa bir sürede yıkıldı. Bunun sonucunda Doğu Türkistan, sözde Çine, gerçekte ise Moskova'ya bağlandı. Çin, Doğu Türkistan topraklarının yalnızca kendisinin olmasını istediği için Rusya'ya karşı stratejik hamleler yapmaya başladı.
Rusya o kadar iki yüzlü bir devlet ki, 2. Dünya Savaşı'nda Almanlarla savaşacak gücü olmadığından ama aynı zamanda Doğu Türkistan'ın yeraltı zenginliklerinden faydalanmak istediğinden Doğu Türkistan'ın özgürlüğünü desteklemeye başlıyor. Oysa niyeti Doğu Türkistan'ın özgürlüğü değil, kendi özgür işgali.
Alihan Töre & Ahmetcan Kasımi
Osmanlı Rus savaşında Rusya, sömürgesi altında olan devletlerden asker toplamaya başlamıştır. Alihan Töre ise Kırgız gençlerini bilinçlendirerek, savaşa zorla sokulsalar dahi Osmanlı'ya tek bir kurşun sıkmamaları konusunda onları bilinçlendirmiştir. Hatta bu yüzden altı kez hapis yatmıştır.
Doğu Türkistan Cumhuriyeti resmen ikinci kez kurulduğunda Alihan Töre cumhurbaşkanı seçildi. Ancak Çinliler ve Ruslar tarafından kandırılarak kaçırıldı ve otuz yıl ev hapsine mahkûm edildi.
Daha sonra başa geçen Ahmetcan Kasımi ise yine bir Çin oyununa kurban gitti. Çin, Ahmetcan Kasımi'yi Pekin'e davet etti ve bindikleri uçak düşürüldü. Doğu Türkistan'ın önemli devlet adamları hayatını kaybetti.
***
1944'te ikinci kez kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin bağımsızlık mücadelesi 5 yıl sürdü. 1949 yılında Doğu Türkistan yeniden Çin tarafından işgal edildi. Büyük katliamlar yapıldı. Pek çok kişi idam edildi. 150 binden fazla kişi göç etmek zorunda kalarak yurdundan oldu. O tarihten itibaren bölgeye Çinliler yerleştirildi. Çin, yıllar önce Türkleri asimile etme politikasına hâlâ devam ediyor.
Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele eden Osman Batur idam edildi. Son sözleri şunlar oldu:
"Ben
ölebilirim. Ama dünya varoldukça, benim milletim mücadeleye devam
edecek."
Öyle de oldu. Uygur Türkleri direnmeye devam etti. Hâlâ da devam ediyor. On yıl içinde tam 58 kez ayaklanma çıktı.
Yıllar içinde Çin baskılarını arttırmaya başladı. Kadınlar fabrikalara götürülüyor, ağır şartlar altında çalıştırılıyordu. Çin'in buna uydurduğu kılıf, fazladan iş gücünü değerlendirdikleri ve fakir halkı zenginleştirmeye çalışmalarıydı. Ancak bunlar, bahaneden fazlası değildi. Kadınların maaşları ödenmiyor, geri dönmek isteyenlere izin verilmiyor, ağır şartlar altında çalıştırılıyor ve tacize uğruyorlardı.
Televizyonlarda sansür uygulandı. Yalnızca haklarını korumak isteyerek sokağa çıkan Uygur halkının etrafı askerler tarafından sarılarak katledildiler. Binlerce Uygur Türkü öldü. Ancak haber kanallarında Uygur Türkleri'nin kayıp sayısını çok az, Çinlilerin kayıp sayısını ise onlardan daha fazla gösterdiler. İnternet erişimi engellendi ve o dönemde birçok Uygur Türkü evlerinden alınarak kayıplara karıştı. Telefon ve internet bağlantısı kesildiği için uluslararası medya bu durumu yakından izleyemedi. Gerçi izlese ne olacaktı?
Bir Yol Bir Kuşak Projesi (2013)
Çin, demir yolları ve gaz boru hatlarıyla dünyadaki 70 ülkeyi birleştirmek, bunun sonucunda ipek yolunu yeniden canlandırmak ve ülkelerin kendisiyle daha kolay ticaret yapabilmesini amaçladığı bir yol bir kuşak projesini 2013 yılında açıklar. Eğer bu proje gerçekleşirse Çin, dünyadaki en güçlü devlet haline gelecektir. Bu projenin en önemli noktası tabii ki Doğu Türkistan. Çin'in gözünde, kömür rezervini ve enerji ihtiyacını karşıladığı Doğu Türkistan bu proje sayesinde şimdi daha önemli bir konuma gelmiştir. Bu yüzden projenin açıklandığı tarihten itibaren baskılar dayanılmaz bir hale gelir, zulümler artar.
Çin her zaman olduğu gibi oyunlarını kurmuş, hamlelerini sırasıyla gerçekleştirmektedir. Tarih boyunca düşmanı olduğu Türkleri asimile ederek gerçekleştirmek istediği büyük emeller vardır. Medyaya Doğu Türkistan'ı sanki doksanlı yılların başında ortaya çıkan bir terör sorunu olarak gösterir. Sanki yıllardır o bölgede Çin varmışta topraklarını işgal eden Uygur Türkleri'ymiş gibi...
Ve Çin 2017 yılında Doğu Türkistan'da Uygur Türkçesini eğitim dili olmaktan kaldırır. Artık bir Uygur Türkü'nün kendini Çinli olarak görmemesi, bir suç sayılmaya başlanır. Bunun ne demek olduğunu düşünebiliyor musunuz? Ata topraklarında olmanıza rağmen biri sizi okulda ana dilinizden farklı konuşmaya zorluyor. Sizden dilinizi, kültürünüzü, kimliğinizi unutmanızı istiyorlar.
Uydu görüntülerinden görüldüğü üzere Çin etrafı tellerle çevrili, gözlem kuleleri ve gardiyanlarla sürekli izlenen toplama kampları yapmaya başlar. İsyan eden Uygur Türkleri buraya götürülüyor, ailesiyle hiçbir şekilde iletişim kuramıyor, ağır şartlar alında çalıştırılıyorlar. Bu toplama kampları insan hakları ihlalidir. Çin de bunu gayet iyi biliyordu. Bu yüzden o bölgeye asla gazetecileri yaklaştırmıyordu.
Ancak Çin, bu toplama kamplarının varlığını uzun süre inkar edemez. 2019 yılında foyasının ortaya çıkmasıyla kampların etrafındaki teller ve gözlem kuleleri kaldırılarak sadece belirli birkaç gazetecinin girmesine izin verilmiş, bu insanlık dışı yapıyı Uygur halkının kendi isteğiyle geldiği bir "eğitim merkezi" olarak lanse etmiştir. Daha küçük yaşlardan itibaren çocuklar bu kamplara götürülüyor. Çünkü yeni gelen neslin köklerine bağlı kalmasını engellemek istiyorlar. Onlara Çince öğretip öyle konuşmaları için zorluyor, İslamiyet'i bir hastalık olarak öğretiyor ve Çin Komünist Partisi'nin sevgisini aşılıyorlar. Bu zulmün ismi: asimilasyon. Bu kadar köklü bir millete atalarını, tarihini, dilini ve dinini unutturma çabası. Çünkü biliyorlar, Türklerle savaştıklarında nasıl yenilgiye uğrayacaklarını, atalarının yaptığı Çin Seddi'nden görüyorlar. Bunun için böyle sinsice, haince, insanlık dışı yollara başvuruyorlar. Doğu Türkistan'daki halk, atalarının topraklarında terörist muamelesi görüyorlar. Kendini Çinli olarak görmeyenleri, isyan edenleri ve çocukları toplama kamplarına götürüp, ağır şartlarda çalıştırıp güya "eğitim merkezi" olarak gösterdikleri yerlerde bir nevi beyin yıkıyorlar. Toplama kamplarında olmayanlara ne oluyor peki? Çin, her türlü iletişim aracını özel yazılımlarla kontrol ediyor. Her yerde yüz tanıma kameraları var. İbadet etmelerine hiçbir şekilde izin verilmiyor. Toplama kamplarına gitmemek için mecburen itaat ediyorlar.
Peki bu zulme en çok sesini çıkaran devlet kim? Türkiye demeyi çok isterdim ancak değil, Doğu Türkistan'a en çok destek gösteren devletlerden biri Amerika. Amerika, eğer Çin isteğine ulaşırsa en güçlü devlet ünvanına rakip çıkacağından destekliyor Doğu Türkistan'ı. Aynı Rusların zamanında yaptığı gibi. Düşmanın menfaatlerle desteklediği ülkenin kardeşi olan bizler, daha Doğu Türkistan'da yaşananları bile bilmiyoruz. Tarihi okumuyoruz, araştırmıyoruz, değer vermiyoruz. En çok ses çıkaran devlet olmamız gerekirken, yerimizde suspus, oturup bekliyoruz. Soruyorum size, neyi bekliyoruz? Uygur Türkü olan kardeşlerimizin gördüğü zulme karşı niye sesimizi çıkarmıyoruz? Satuk Buğra Han, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip'in yaşadığı toprakların hatırasını silmeye çalışıyorlar. Tarihi milattan öncesine uzanan bir ırk, yok oluyor! Tarihimiz unutturuluyor! Dinimiz hastalık olarak dikte ediliyor! Bir miras, yok oluyor! Uyan artık Türk milleti, kardeşin zulüm görüyor!
Doğu Türkistan'daki kardeşlerimizin ağzı Çin'in kızıl eli tarafından kapatılıyor.
Peki biz sesimizi çıkarmak için neyi bekliyoruz?
"Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan,
Bana zindan olur, Maraş, Elbistan.
İbni Sina, Dedem Korkut, Alparslan,
Susarsam, hakkını helal etmesin."
Bu yazıyı, kendi yazdığım bir şiirle bitirmek istiyorum.
Unutulan Vatan
Ey yüce Türk milleti!
Unuttun mu asıl vatandaki kardeşlerini?
Etme dilini lâl, gözlerini âmâ,
Susma! Duyur bu zulmü tüm diyara.
Uzaklarda bir vatan: Doğu Türkistan.
Kan ağlar toprağı, mazlumun ahından.
Bir âh, altüst eder derler tüm cihanı,
Engel olamıyorsan, duyur çocukların ağlamasını.
Uzanır kandan daha kızıl bir el,
Mazlum milletin feryatlarını susturur bu el.
Özgürlüğün rengidir, bayrağın mavisi.
Direnecek bu millet, kazanacak hürriyetini!
Elbet bir gün gelecek,
Gök bayrak özgürlüğüne erecek.
Hür olacak ırkım, dalgalanacak bayrağım,
Al bayrağımın yanında olacak, gök bayrağım!
Türk, kardeşinden vazgeçmeyecek,
Duyuracak bu zulmü, zalime boyun eğmeyecek!
Bir gün felaha erecek, ata toprağının asıl sahipleri.
Uzağında kalsak da, gönüllerde yaşar Türk'ün kardeşi.
Kanayan yaramız Doğu Türkistan...
Onlardan çok uzak ama onlara çok yakın olduğumuz vatan.
Selam olsun al bayraktan gök bayrağa.
Birlik olsun Türk, Altaylar'dan Tuna'ya!
*Nefise Sıla Kurt








Yorumlar
Yorum Gönder